Hoş geldiniz
UHA HABER MERKEZİ -
Barış denildiğinde çoğu zaman akla savaşların sona ermesi, silahların susması ve ülkeler arasında anlaşmalar yapılması geliyor. Oysa gerçek ve kalıcı barış, yalnızca savaş meydanlarında kurulmaz. Bir çocuğun korkmadan büyüyebilmesi, bir insanın evinden edilmeden yaşayabilmesi, bir hayvanın yaşam hakkının korunması, bir ormanın yok edilmemesi, bir nehrin kirletilmemesi ve insanların sahip oldukları kaynakları adil biçimde paylaşabilmesi de barışın parçasıdır. Birleşmiş Milletler de barışı yalnızca savaşın yokluğu olarak değil; güvenlik, insan onuru, fırsat eşitliği ve iş birliğiyle birlikte ele alıyor. Çünkü dünyada çatışmalar sürerken aynı zamanda iklim krizi, su kıtlığı, gıda güvensizliği ve doğal kaynaklar üzerindeki baskı da büyüyor.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan gelişmeler, doğayla barışın neden dünya barışının ilk adımlarından biri olduğunu açıkça gösteriyor. Kuraklık, su kaynaklarının azalması, toprağın verimsizleşmesi ve iklim kaynaklı afetler milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiliyor. Özellikle çatışmalardan etkilenen bölgelerde suya, toprağa ve geçim kaynaklarına erişimin zorlaşması toplumsal gerilimleri daha da artırabiliyor. Irak'ta iklim dirençli tarım uygulamalarıyla ortak su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması ve topluluklar arasındaki anlaşmazlık riskinin düşürülmesi bunun somut örneklerinden biri. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, 2026'da yayımladığı çalışmalarında iklim dayanıklılığı ile barış inşasının birlikte ele alınmasının toplumsal dayanışmayı güçlendirebildiğine dikkat çekiyor.
Çünkü doğa kimseye ait değil; hepimizin ortak yaşam alanı. Bir ormanın yok edilmesi yalnızca ağaçların kaybı değildir. O ormanla birlikte su kaynakları, hayvanların yaşam alanları, toprağın verimliliği ve insanların geleceği de zarar görür. Bir nehrin kirletilmesi yalnızca sudaki canlıları değil, o nehre bağımlı bütün toplulukları etkiler. İklim krizinin ağırlaşmasıyla birlikte aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller, kuraklık ve gıda üretimindeki sorunlar daha geniş kitleleri etkilerken, doğal kaynakların paylaşımı üzerindeki baskı da artıyor. Bu nedenle çevreyi korumak artık yalnızca bir doğa sevgisi meselesi değil; aynı zamanda sosyal adalet, güvenlik, dayanışma ve barış meselesidir.
Barış, birbirimize tahammül etmekten çok daha fazlasıdır. Farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmek, başkasının hakkını kendi hakkımız kadar değerli görmek ve gelecek kuşakların yaşam hakkını bugünden korumaktır. İnsanla barış, hayvanla barış, ağaçla barış, denizle barış ve toprakla barış aynı bütünün parçalarıdır. Savaşların olmadığı ama doğanın acımasızca tüketildiği bir dünya gerçek anlamda barış içinde değildir. Bu nedenle dünya barışının yolu yalnızca diplomasi masalarından değil; ormanlardan, nehirlerden, tarlalardan, kıyılardan, kentlerden ve insanların birbirine gösterdiği saygıdan da geçmektedir. Doğayla barışmak, aslında insanlığın kendi geleceğiyle barışmasıdır.
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Haber: SEZGİN AKKOYUN